BİLARDO NASIL İCAT EDİLDİ?

BİLARDO NASIL İCAT EDİLDİ?

Aslında bir tür sportif top oyunu olan bilardonun adının nereden geldiğini anlatan bir kaç söylenti vardır.

1550 yıllarında Londra’da Bill KNEW adında bir emanetçi yaşıyordu. İşi pek iyi gitmediğinden kendisinin boş zamanı çoktu, canı sıkılıyordu. Bir gün aklına ilginç ve enteresan bir fikir geldi.Ülkesinin simgesi olan, kapının üstünde duran üç topla tezgahın üzerinde oynamak. Topları oynatmak için “Yard” denilen bir çubuk kullandı (yard=0,914 m. uzunluğundaki ölçüm çubuğu). Kısa zaman sonra komşuları da oyuna katıldılar. Toplara vurdukları çubuğa “Bill’s Yard = Bill’in Yardı” adını verdiler. Buradan daha sonra bilardo oyununun ad ile fikrinin çıktığı kabul edilir.

İngiltere çıkışlı olduğunu söyleyen bazı yazarlar da, İngilterede, yerde toplar ile sopalarla oynanan Pall-Mall adlı oyundan türediğini anlatıyorlar.??

Fakat Fransızlar da bilardonun bulunuşunu kendilerine mal ederler. Terimi “Billes” = Top ile “art” = Sanat sözcüklerinden türemiş olduğunu söylerler. Böylelikle bilardo “Top oynamanın sanatı” olarak kolayca dilimize çevrilebilir.

Belki de bilardo ismi, o adı taşıyıp oyunu bulan kişinin adının verilmesiyle oluşturulmuştur. Ancak bu konuda hiçbir bilgi yoktur.

Bilardonun ortaya çıkış tarihi çok eskilere kadar gitmektedir.

Bilardo ile ilgili en eski tarih, filozof Anakharsis‘in, M.Ö 400’de Yunanistan’da bilardoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesidir. Yazılı kayıtlarda, İrlanda Kralı More‘un M.S. 2. yüz yılda ölürken pirinçten yapılmış 55 topla, ahşap malzemeden yapılmış masa ile ıstakalar bırakmış olduğu yazılı…

Shakespeare‘in, Antonius and Cleopatra adlı yapıtında, “Hadi gel bilardo oynayalım” diye bir tümce bulunması, onun dönemin de bilardo bilindiğini gösteriyor. . Bazı yerlerde ise, bu oyunun i!k kez Çin ile Hindistan’da görüldüğü yazılı. Kısacası, bilardonun kökeni net olarak bilinemiyor.

1839’da Good Year kauçuğu vulkanize ederek biçimlendiriyor. Bunun sonucunda, bilardocular 1855’te güvenilir kauçuk bantlara kavuşuyorlar. Böylece açık alan ile toprak zeminde oynanmaya başlayan, gittikçe gelişen bilye yuvarlama sanatı, şimdiki haline yakın bir biçime dönüşüyor.

llk bilardo masaları son derece zayıf olup, dayanıksızdı. Oyunculara koşul olarak öne sürülen “bir ayağın yerde olması” kuralının asıl nedeni bu dayanıksız masalardı. Böylece, zeminde kullanılan ince tahta plakalar kırılmayacak, masa zarar göremeyecekti.

Eskiden bilardo masalarının standart ölçüleri yoktu, uzunluğun geniş likten biraz fazla olması yeterliydi. Ancak, 18. yüzyılın ortalarına doğru, 2’ye 1 oranı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. Bugün, Fransız bilardosunda kullanılan standart ölçü 152 x 305 santimetre olmakla birlikte, aynı oranda daha küçük masalar da kullanılabiliyor. “Pool” masası da genellikle 122 x 224 ya da 137,2 x 274,5 santimetre boyutlarında üretiliyor.

Bilardo masasının kalitesi 19. yüz yıl başlarında arttı. Cepsiz bilardoyu (karambol) yaygınlaştıran Fransızlar oldu. 1810 yılında yapıldığı bilinen bu tür masaların yaygınlaşması 1850 yılını buldu.

Bilardo ustaları, genellikle ahşaptan kesilmiş masif ayak ile çerçeveli, çuha kaplı mermer masalarda oynuyorlar. Bu masalar oldukça pahalı, 2 bin TL ile 103 bin TL arasında (İthal, Brunswick marka)… Bunun nedeni, hem çok kaliteli malzeme kullanılıp, birinci sınıf işçilikle üretilmesi, hem de bu masalarda ısıtılabilen, sürekli aynı ısıda tutulabilen bir düzeneğin bulunması. Bunun için arduvaz olan masa tablier’sinin altına termostatlı ısıtma sistemleri konuluyor. Böylece masanın 30C – 90C derece aralığında ısıtılması sağlanabiliyor.

Daha önceleri ısıtma bilardo masası altına bir mangal yerleştirerek sağlanmaktaydı.

llk bilardo masalarında, topların yere düşmesini engellemek için ahşap bir çerçeve bulunurdu. Çok sesi önlemek için çerçevenin iç kısmına önce içi keçeyle doldurulmuş bez yastık konuldu. 1855’te, ilk standart masanın mucidi İngiliz Thurston, ilk kez lastik bantı uyguladı. Lastik bandın icadı, modern bilardonun icadı olarak görülüyor.

8. yüzyılın sonlarına kadar bilardo, golf sopalarına benzer, bir tarafı geniş “çoban sopaları” ile oynanıyordu. Istaka dışında “mace” adı verilen, hokey sopasına benzeyen yardımcı gereçler de kullanılırdı.

Banda değerek durmakta olan toplara, bu kalın sopalarla vurmanın çok zor olması insanları ince uçlar kullanmaya, böylece de nokta (spot) vuruşları öğrenmeye itti. İnce ucun kullanılması, ıstakanın bulunuşu olarak kabul ediliyor. 1777’de yayınlanan “En Eski Kurallar” adlı kitapta, oyunculara çoban sopası ya da ıstakadan birini seçme hakkı tanınmış olması, bu tarihin ıstakanın bulunuş tarihi olarak kabul edilmesini sağlıyor.

İki parçalı ıstakaya 1829 yılında rastlanıyor. Istakaya kurşun ağırlık konulduğunu anlatan bilgiler ise 1830′ larden geliyor. Sert vuruşlar için ideal olan ıstakalar genellikle gülağacı, dişbudak ile akçaağaçtan yapılıyor.

Istakada sivri ahşap ucun topa değmesinde kaymaları önlemek için kullanılan kösele uygulaması şöyle bir öyküye dayandırılır :
Bir Fransız piyade subayı olan Monsieur MINGAUD siyasi bir suçtan ötürü hapise girdiğinde bilardo oynamasına izin veriliyordu. Istakanın ucundaki bir arızayı gidermeye çalışırken ayakkabısının köselesini kullanmıştır. Bu uğraş ilk kösele ucun icadına yol açmıştır.

Topa falso ile kleps hareketinin verilebilmesine yarayan bu icad için ise tarih 1825 olarak kabul edilmektedir.

Önceleri tahta olan bilardo topları, 16. yüzyıldan başlayarak fildişinden yapılma yoluna gidildi. Ancak oyun geliştikçe, fildişi toplar da yakınma konusu oluyordu. Yanılma payı çok az küresel dış yapı elde edilmesine karşın, ağırlık merkezinin topun geometrik merkezine denk gelme oranının düşük olması (demek ki fildişinin homojen yapıda olmaması), Amerikalı bir bilardo fabrikatörünü harekete geçirdi. Ucuz, daha hatasız top yapımı için koyduğu 10 bin dolarlık ödülü ise John Hyatt kazandi. Böylece Hyatt, 1868 yılında ilk plastik topu icat etmiş oldu.

Ancak günümüzde bilardo toplarının ham-maddesi sellüloz olup, bunlar sıkıştırılmış (Fr.comprimé, İng.compressed) kağıttan yapılmaktadır [*].

Eskiden ıstakanın ucu, topa değince kaymaması için, alçılı duvarlara vurulurdu. Eski resimlerde görülen bilardo odasının duvarlarındaki delikler böyle bir uygulamanın kanıtıdır.

Istakanın tebeşirlenmesini sağlamak için, 1818’de bir bilardo ustası olan İngiliz John Carr, boş ilaç kutularının içini bildiğimiz yumuşak tebeşirle doldurup satmaya başladı. John Carr’a bunu, iyi bir bilardocu olan patronu John Bartley öğretmişti.

Etiketler:

Yorum Yaz