Kategori: Fıkralar

Bir bilgeye sormuşlar: -'Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?'' - Bilge ''Konuşmasından'' diye cevap vermiş. - ''Ya hiç konuşmazsa?'' demişler; - ''O kadar akıllı insan yoktur ki....''  
Kral biri, çok önemli bir konuşma yapacakmış. Halk şehir meydanında toplanmış. Kral kürsüye çıkmış, mikrofon başına gelmiş, tam ağzını açacakken bir ses duyulmuş: - Hapşuuu!.. Kral sormuş: - Kim hapşırdı? Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir vermiş: - Ön sırayı kurşuna dizin!.. Ön sıradakiler yaylım ateşine tutulmuşlar. Kral yine sormuş: - Kim hapşırdı? Yine cevap yok. Yine yaylım ateş. Bir süre bu böyle devam etmiş. İlk on beş sıradakilerin hepsi...
Bektaşi'nin biri her gün kasabada "Her şey Allah'tan, Her şey Allah'tan" diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce; - Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı. - Tabii demiş...
Fadime vefat etmiş. Tabutunu taşırken tabut cami duvarına çarpmış. Fadime'den "AYY!" diye ses gelmiş. Fadime'nin ölmediği anlaşılmış. İki yıl sonra Fadime tekrar ölmüş, bu kez Temel demiş ki: - Dikkatli taşiyun da aman sağa sola çarpmasun
Köyden şehire misafir olarak giden bir köylü gittiği evde saatlerce bekler yemek gelmez. Başlar ev sahibine durumu ima ile anlatmak için esnemeye. Esnemeleri sıklaşınca ev sahibi sorar: - Misafirim esniyorsun ama hayır ola. Susuz musun yoksa uykusuz mu? diye sorunca aç olan misafir: - Çeşmenin başında uyudum da sonradan buraya geldim der.
-Beyim, merhamet edin, birkaç kuruş sadaka verin... -Yok. -Allah rızası için... -Yok dedik ya! -On kuruş da olsa yok mu? -Beş para bile yok! -Öyleyse sıkış şuraya da beraber dilenelim!
Öğretmen, telefonla konuşuyordu: -Demek Ali hasta oldu, okula gelmeyecek... -Evet gelmeyecek. -Peki, ben kiminle konuşuyorum? -Babamla!
Durmadan afacanlık yapan oğlunu yanına çağıran babası: -Oğlum biraz akıllı olsana. Sen şımardıkça benim saçlarım aklaşıyor. Bari bana acı da uslu dur, demiş. Çocuk bilgiç bilgiç: -Babacığım, demek ki siz dedeme hiç acımamışsınız, baksana saçları bembeyaz.
Temel Dursun'u hasta görünce neyin var diye sordu. Dursun nezle olduğunu söyleyince Temel: -Geçenlerda benum kuşum da nezle oldi. -Kuş nasi nezle oluyi da? -Kafesun kapisini açik unutmişum da.
Akıl hastanesine ziyarete giden adam bahçede güzel havanın tadını çıkaran birine: - Saatiniz kaç? diye sordu. Adam hemen içeri gidip, kağıt, pergel, gönye, kalem ve cetvel getirdi. Büyük bir titizlik ile gölgeyi ölçüp biçip hesaplar yaptıktan sonra: - Saat tam dördü beş geçiyor, dedi. Ziyaretçi: - Muazzam! Sizi tebrik ederim ama güneşsiz bir havada gölgeyi ölçemezsiniz, o zaman ne yaparsınız?...