Kasıtlı eskitme stratejisi ile sürekli kandırılıyoruz !

Kasıtlı eskitme stratejisi ile sürekli kandırılıyoruz !

Hepimiz kasıtlı eskitme stratejisi ile sürekli kandırılıyoruz ! Hiç yazıcınız bozuldu mu ? Ya da çorabınız kaçtı mı ? Peki cep telefonunuzun pili kullanılmaz hale geldi mi ? Lambanız patladı mı ? Dedelerimizin ninelerimizin evladiyelik ürünleri hala çalışırken neden bizimkiler bozuluyor ? Eskiden endüstriler daha mı ileri teknolojiye sahipti de evladiyelik ürünler üretiliyordu ? Tabi ki hayır !

Planned obsolescence olarak yabancı literatüre girmiş, bizde ise Kasıtlı Eskitme ya da Planlı Eskitme olarak bilinen bir kavramdır. Kasıtlı eskitme Endüstriyel tasarımda kullanılan bir strateji ve yöntem olup ürünün daha uzun süre kullanılabilecekken belirli ve ayarlanmış bir kullanım ömrünün ardından işlevini yitirmesi olarak tanımlanabilir.

Diğer taraftan teknoloji firmalarınca uygulanan daha farklı bir boyutu ise ürünün periyodik olarak biraz daha geliştirilmiş versiyonunun piyasaya sürülerek önceki sürümlerin niteliksizleştirilmesidir. Yanılgıya düşülmemesi gereken nokta, teknoloji şirketlerinin önceki sürümleri satmaya başladıkları anda dahi ellerinde sonraki sürümlerin mevcut olmasıdır. Tasarım yoluyla uygulananı ise tekstil ve otomotiv sektöründe sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Fotoğrafta görmüş olduğunuz kişi Barselona’dan Marcos. Ama herhangi bir yerde herhangi birisi de olabilirdi. Birazdan başına gelecek olan şey, dünyanın her köşesinde, ofislerde, evlerde hergün tekrarlanıyor.

Yazıcısındaki bir parça bozulmuş ve üretici Marcos’u teknik desteğe yönlendiriyor. Teknisyen bir teşhis koyabilir, ama bunun maliyeti bile 15 Euro + KDV.

Barselona’dan Marcos

Barselona’dan Marcos

Marcos önce yazıcısını bir kaç teknik servise gösterir ve servislerden ‘‘Bunun parçalarını bulmak iyice zorlaştı. Tamir etmeye değmez. Tamir ettirmek sana 110-120 Euro’ya patlar. Yenisini 39 Euro’ya bile bulabilirsin. Sana yeni bir yazıcı almanı öneririm. En iyisi yenisini al.’’ cevaplarını alır.

Ancak gittiği üç servisin de Marcos’a yeni bir yazıcı almayı önermesi tabii ki bir tesadüf değil. Eğer kabul ederse, Marcos kasıtlı eskitme’nin kurbanları arasına katılacak; yani tüketim toplumumuzun kalbindeki gizli mekanizmaya.

Hayatlarımız kredi çekerek ya da borç alarak aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri tüketmekle geçiyor gibi. Büyüme ekonomisinin gölgesi altında yaşadığımız toplum, ihtiyacı olduğu için değil, sadece yaratmak için yaratıyor. Tüketici satın almazsa, ekonomimiz de büyüyemiyor.

KASITLI ESKİTME

Kasıtlı eskitme yani tüketiciyi biraz daha yeniyi, gerekenden biraz daha önce almak üzere şekillendirmek.

Bu 3 bölümlük yazı dizimiz, üreticilerin talebi arttırmak adına ürünlerin ömürlerini kasıtlı olarak kısaltmaya başladıkları 1920’lerden beri ‘kasıtlı eskitmenin’ hayatımızı nasıl etkilediğini anlatıyor.

Yazımıza başlarken, tasarımcıların ve mühendislerin yeni değer ve gayeleri nasıl belirlediklerini ortaya koyacağız. Çizim tahtasına geri dönmek ve daha az dayanıklı bir şeyle ortaya çıkmak. ‘Ürettikleri şeyleri kuruyorlar, zaman belirliyorlar, sonunda siz onları satın aldığınızda, onlar çoktan tüketilmiş oluyorlar.’

Yeni nesil tüketiciler üreticileri sorgulamaya başladı ! Çevreye etkisi olmaksızın kasıtlı eskitme olmayan bir ekonomi mümkün mü ?

KASITLI ESKİTME AMPUL KOMPLOSU

Lynn Owen’ın anlatımıyla :

Livermore, California’ya hoş geldiniz; dünyanın en uzun süre yanan lambasının yuvasına. Benim adım Lynn Owens ve ampul komitesinin başkanıyım. İtfaiyede asılı duran ampulün kayda değer şekilde anlamlı bir ampul olduğunu keşfettiğimizde 1972 yılıydı. Livermore İtfaiyesi’ ndeki ampul 1901 yılından beri hiç söndürülmeden sürekli yanmakta. İronik ama bu ampul çoktan onu sürekli kayıt altına alan 2 webcam eskitti bile.

Lynn Owen

Lynn Owen

2001’de, ampul 100 yaşını geldiğinde, Livermore halkı büyük bir yaş günü partisi düzenledi. Amerikan sitili. Sanırım biz 200 kişi getirebilirsek mutlu olurduk ama partiye tam 900 kişi katıldı. Bir ampule ‘İyi ki doğdun’ şarkısı söyleyebilecek birini hayal edebiliyor musunuz? Aslında, biz kimsenin söyleyeceğine inanmamıştık ama oldu; söylediler.

Ampulün hayatına başladığı yer 1985 yılında üretildiği Shelby adındaki Ohio kasabası. Ampulün üretildiği firma oldukça ilginç kadınlar tarafından kurulmuş. Elimde kadınlardan birkaçının ve firmayı kuran bazı adamların fotoğrafları da var. Filaman (ampulün içinde yer alan ve ışık veren iletken tel), Adolphe Chaillet tarafından icat edildi. İcat ettiği filamanı uzun süre dayanacak şekilde tasarladı. Neden onun filamanı bu kadar dayanıklı ? Bilmiyorum. Bu onun yarattığı bir gizemdi ve onunla beraber öldü.

Chaillet’in uzun ömürlü filamanının formülü ampul tarihindeki tek gizem değil. Daha büyük bir gizem mütevazi ampulün kasıtlı eskitme’nin nasıl ilk kurbanı olduğudur.

1924 yılbaşı arifesi özel bir gündü. Cenova’da bir arka odada takım elbise giyen adamlar gizli bir plan kurmak için buluştular. Onlar dünyanın ilk küresel kartelini kurdular. Amaçları ampul üretimini idare altına almak ve dünya pazarını aralarında bölüşmek. Kartele Phoebus ismi verildi.

Phoebus, Amerika ve Avrupa’daki ana ampul üreticilerini ve hatta Asya ve Afrika’daki uzak kolonileri içeriyordu. Patentleri değiştirip, üretimi ve tüm tüketimi kontrol edebilirlerdi.

Ampullerin daha sık değiştirilmesi şirketlerin yararınadır. Uzun süre dayanan ampuller iktisadi bir sakıncadır. Önceleri, üreticiler ampullerin uzun ömürlü olmasına uğraştılar. 21 Ekim 1871’de, deneyler sonuç verdi; nispeten muazzam dirençli küçük ölçek ampul üretildi. Bu sonuçtan sonra yüksek istikrara sahip filaman, Thomas Edison’un ilk ticari ampulü, 1881’de 1.500 saat doldurdu.

1924 de Pheobus karteli kurulduğunda, üreticiler ömrü 2.500 saate varan ampullerinin reklamını yaptılar ve ne kadar uzun ömürlü olduğunu vurguladılar. Phoebus’un üyeleri ise şöyle düşündüler: ‘Ampullerin ömürlerini 1.000 saat ile sınırlandıralım.

1925 yılında, teknik olarak akkor halindeki bir lambanın yanacağı süreyi düşürecek, 1.000 saatlik ömür komitesini tayin ettiler. 80 yıldan fazla bir süre sonra, Berlin’li tarihçi Helmut Hoge, karteli kuran üyelerin kurum içi belgelerinde gizlenmiş komitenin çalışmalarını ortaya çıkardı. Hollanda’daki Philips gibi. Almaya’dan Osram ve Fransa’dan Compagnie şirketi.

Helmut Hoge’nin anlatımıyla :

Kartelin baskısı altındaki üye şirketler 1.000 saat kuralını karşılayacak daha çürük ampuller yaratmak için deneyler gerçekleştirdiler. Kartel üyelerinin kurala uymaları için ampul üretimi titizlikle izlendi. Bir ölçüt, birçok farklı ampulün bağlandığı birçok rafı olan bir deney düzeneği  kurmaktı. Böylece Osram şirketi ampullerin ne kadar uzun süre dayandıklarını kayıt altına alabiliyordu.

Pheobus, kurallarını detaylı bir bürokrasi üzerinden dayatıyordu. Üyeler, aylık tüketim raporu hedeflerini gerçekleştiremediklerinde ağır şekilde cezalandırılıyordu. Elimde 1929 yılındaki cezaların bir listesi var; örneğin; listede bir ampulün ömrü 1.500 saat olduğunda şirketlerin ne kadar İsviçre Frank’ı ceza ödemeleri gerektiğini gösteriliyor.


Kasıtlı eskitme uygulandığı müddetçe kullanım ömrü düzenli şekilde düştü. Sadece 2 yıl içinde kullanım ömrü 2.500 saatten 1.500 saatin altına kadar düştü. 1940’larda kartel amacına ulaştı ve 1.000 saat ampuller için standart kullanım ömrü haline geldi.

1932 yılında bunun ne kadar cazip olduğunu anlayabiliyorum. O zamanlarda sürekliliğin kayda değer bir konu olmadığını zannediyorum çünkü; onların içinde bulunduğumuz gezegene sonu olan bir ham madde kaynağı olarak baktıklarını sanmıyorum. Gezegene bolluk içindeki bir kaynak gözüyle bakıyorlardı. Şu işe bakın ki, ampul her zaman fikirlerin ve yeniliklerin simgesi olmuştur oysa aynı zamanda kasıtlı eskitme’nin de ilk ve en iyi örneklerinden biridir.

Bunu izleyen yıllar boyunca mucitler yeni ampuller için düzinelerce patent doldurdular; 100.000 saat dayanacak bir tanesi de bunlara dahildi. Hiçbiri genel pazara ulaşamadı. Resmi olarak Phoebus asla var olmadı, ancak izleri her zaman oradaydı. Stratejileri düzenli olarak isim değiştirmek oldu. Uluslararası Enerji Karteli ismini ve başka bazı isimleri kullandılar. Esas nokta şu ki; fikir hala uygulamada kalmaya devam ediyor.

Barcelona’da Marcos, tezgahtarların yazıcıyı değiştirme tavsiyelerini dinlemeyerek yazıcısını kendisi tamir etmeye karar verdi. Ve internet üzerinde, yazıcısına aslında ne olduğunu keşfeden birini buldu.

Marcos :

Çıktıyı almaya çalışırkenyazıcı parçalarından birinin değişimi gerekiyor’ uyarısını aldım. Bunun üzerine kendi kendime tamir etmeye karar verdim ve internette yazıcımdaki sorunu çözen birisinin bu konuda bir video hazırladığını buldum.

Marcos videoyu yapan kişiyle iletişime geçti.

Barselona’dan Marcos

Barselona’dan Marcos

Merhaba Marcos. Mesajını aldım. Yazıcının alt tarafında kullanılmış mürekkebi emen bir depo var. Bir yazıcının düzenli olarak yazıcı başlıklarını temizlemesi gerek. Bunun için en altta yer alan bir süngere mürekkep damlacıklarını atmalı. Ama yazıcı belli miktarda mürekkep damlası salmaya programlanmış. Önceden belirlenmiş olan damla sayısına ulaşınca, yazıcı süngerin mürekkep dolu olduğunu sanıyor ve çalışmayı kesiyor. Firma açıklamaları da sözde bunun masanızın mürekkeple kirlenmesine engel olmak istemeleri. Ama bence esas problem daha büyük. Teknolojinin çalışma mantığında. Bozulmak için tasarlanmış.

Kasıtlı eskitme; seri üretimin başlaması ve tüketim toplumu ile aynı zamanda ortaya çıktı. Sorun şu ki; ürünlerin daha kısa süre dayanacak şekilde tasarlanması sanayi devrimi döneminin bir sembolüdür. Yeni makineler çok daha ucuza mâl ediyorlardı. Bu tüketiciler için harika bir şeydi. Ama tüketiciler makinelere yetişemiyorlardı. Çok fazla üretim vardı.

1928’in başlarında etkili bir reklam dergisi eskimeyi reddeden bir ürünün ‘sanayinin trajedisi’ olduğunu haber veriyordu. Aslında seri üretim bir çok ürünü kolayca ulaşılabilir kıldı. Fiyatlar düştü ve birçok insan ihtiyaçtan ziyade zevk için alışveriş yapmaya başladı. Ekonomi hızla büyüyordu.

BORSA DÜŞTÜ ! PANİK BAŞLIYOR !

1929’da yeni gelişmekte olan tüketim toplumu durma noktasına geldi. Wall Street çöktügünde ABD derin bir ekonomik bunalıma girdi. İşsizlik korkutucu boyutlara ulaştı. 1933’te işgücünün 1/4’ü işsizdi. İnsanlar artık alışveriş yapmak için değil, iş ve yiyecek bulmak için kuyruklar oluşturuyordu. Ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmak için yapılması gerekene ilişkin radikal teklif New York’tan geldi.

Parlak bir emlakçı olan Bernard London kasıtlı eskitme’nin kanuni olarak zorunlu hale getirilmesiyle krizden kurtulmayı öneriyordu. İlk defa kasıtlı eskitme kavramı yazılı hale geliyordu. Bernard Londan’ın teklifi; her ürüne belirli bir ömür verilmesini ve bu süre sonunda ürünlerin kanunen çalışamaz kabul edilmesini öneriyordu. Tüketicilerin çalışamaz hale gelen ürünleri devlet kurumlarına iade etmeleri ve orada ürünlerin yok edilmeleri öngörülüyordu. Sermaye ile iş gücü arasında bir denge kurmaya çalışıyordu. Böylece; yeni ürünler için her zaman bir pazar bulunacak, her zaman işgücüne ihtiyaç olacak ve sermaye ödüllendirilecekti.

Bernard London; kanunla düzenlenmiş ‘kasıtlı eskitme’ sistemiyle sanayinin çarklarının dönmeye devam edeceğine, insanların tüketmeye devam edeceğine ve herkesin bir işi olacağına inanıyordu.

Dorothea Weitzner; 1930’larda ailesiyle birlikte olduğu bir zaman Bernard London ile tanışmasını hatırlıyor.

Dorothea Weitzner’ın anlatımıyla :

Bernard London

Bernard London

Ben 16-17 yaşlarındayken annem ve babamın neredeyse zeplin boyutunda bir Cadillac’ları vardı. Arabayı, bir şoför gibi, annem sürüyordu ve babam önde oturuyordu. Bay ve Bayan London büyük limuzinin arkasındalardı. Babam Bay London’un felsefesini bana anlatması gerektiğini söyledi. Çok ilginç bir adamdı. Ve bana birkaç kelimeyle depresyonu azaltacak fikrini anlattı. Ekonomik olarak çok karışık bir durumdaydık. Bu fikirde takıntılıydı, resimlerine takıntılı bir ressam gibi, anladınız mı ? Gerçekten arabada bana teorisinin çok radikal olmasından korktuğunu fısıldadı.

Ancak; Bernard London’ın teklifi yok sayıldı ve kanuni zorunlulukla ‘planlı eskitme’ hiçbir zaman uygulanmadı. 20 yıl sonra, 1950’lerde, fikir tekrar ortaya çıktı, ama bir önemli değişiklikle: Tüketicileri kasıtlı eskitmeye zorlamak yerine, tüketicileri onunla kandıracaklardı.

Planlı eskitme: tüketicinin, gerektiğinden biraz daha yeni gerektiğinden biraz daha iyi bir şeye, gerektiğinden daha kısa zamanda sahip olma isteğini kullanmak. Bu sözler Brooks Stevens’ın cümleleridir. Savaştan sonraki Amerika’da planlı eskitme’nin müridi.

1. BÖLÜMÜN SONU

 

3 Bölümden oluşan, kasıtlı eskitme ile ilgili makalemizin diğer bölümlerine aşağıdaki bağlantılara tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1.BÖLÜM : Kasıtlı eskitme stratejisi ile sürekli kandırılıyoruz

2.BÖLÜM : Planlı eskitme Brook Stevens’la yeniden hayat buluyor

3.BÖLÜM : Kasıtlı eskitme’nin ürünü elektronik çöplük Gana

 

Önceki yazımız Afrika’nın en ölümcül 12 hayvanı hakkında bilgiler vermektedir.

3D yazıcılar ve geliştirilmiş pek çok yeni cihaz sayesinde insanoğlu bazı şeyleri daha ufak yapmayı başardıkça ceplerimize daha fazla teknolojiyi

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum Yaz